Başkent Ankara'nın kusursuz bir organizasyonla ev sahipliği yaptığı 36. NATO Zirvesi'nin ardından yaşanan bir güvenlik prosedürü, dijital yayın platformu Netflix tarafından Türkiye'yi karalama kampanyasına dönüştürüldü. Türkiye pazarından devasa gelirler elde eden platform, 4 Eylül'de yayına sokacağı The Decoy Plane (Sahte Uçak) adlı belgeselle, rutin diplomatik protokolleri uydurma bir casusluk kurgusuyla izleyiciye sunmaya hazırlanıyor.
Geçtiğimiz 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenen ve güvenlik tedbirleriyle Washington ile Paris gibi başkentleri geride bırakan NATO Zirvesi'nin bitiminde, ABD Başkanı Donald Trump'ın Mossad'ın İran kaynaklı sahte saldırı iddiaları üzerine gizlice uçak değiştirdiği ortaya çıkmıştı. ABD'nin tamamen kendi iç güvenlik prosedürü olan bu durum, Netflix'in Instadocs serisi kapsamındaki yeni yapımında çarpıtıldı. Belgeselde, Türkiye tekin olmayan ve ABD Başkanı'nın hayatının riske girdiği bir ülke olarak lanse ediliyor.
Olayın yaşandığı dönemde uçak değişikliğini doğrulayan ABD Başkanı Trump, kararın tamamen Amerikan güvenlik birimlerine ait olduğuna dikkat çekerek durumu şu sözlerle özetlemişti:
"Bu tamamen Gizli Servis'e bağlı. Ben sadece onların istediğini yapıyorum. Gizli Servis ve ordunun söylediklerine uyuyorum."
Ancak Trump'ın bu net açıklamasına rağmen, belgeselde olayın faturası dolaylı yoldan Türkiye'nin güvenlik iklimine kesilmeye çalışılıyor.
Operasyon sırasında ABD Başkanı'nın diğer uçağa nakledilmesi için dünyanın en prestijli hava yolu ikram kuruluşlarından biri olan Turkish DO & CO'ya ait araçların kullanılması da yapımda kasıtlı bir şekilde manipüle edildi. Rutin bir lojistik destek adımı, belgeselde olağanüstü bir gerilim unsuru olarak işlendi. Uzmanlar, Türkiye'de aile yapısını ve milli değerleri hedef alan yayınlarıyla sık sık gündeme gelen Netflix'in, bu kez doğrudan ülkenin uluslararası itibarını zedelemeyi amaçladığını belirtiyor.
Türkiye'den milyarlarca lira kazanç sağlamasına rağmen ülkenin diplomatik başarılarını gölgelemeye çalışan platformun bu ikiyüzlü tutumu, kamuoyunda büyük tepki topladı. Ankara'nın başarıyla yürüttüğü zirvenin ardından devreye sokulan bu karalama kampanyasının, Türkiye'nin bölgedeki güvenilir aktör konumunu sarsmaya yönelik planlı bir algı operasyonu olduğu değerlendiriliyor.