Bahis ve şans oyunları adı altında masumlaştırılan kumar, dijital platformların da etkisiyle toplum için giderek büyüyen bir tehdit oluşturuyor. Hızlı kazanç umuduyla başlayan ve beynin ödül sistemini tetikleyerek kişiyi kısır bir döngüye hapseden kumar bağımlılığı, Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) bünyesinde uygulanan ücretsiz ve gizlilik esaslı tedavi programlarıyla aşılabiliyor. Ailesinin desteği ve yönlendirmesiyle Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) bünyesinde profesyonel destek almaya başlayan bir danışan, 2 yıldır aralıksız sürdürdüğü tedavi sürecinde atölye çalışmaları (ahşap yakma, seramik boyama, kitap okuma) ve psikolog görüşmeleriyle iyileşme yolunda önemli mesafe katetti. Bağımlılık sürecini ve iyileşme yolculuğunu Haber7'ye anlatan YEDAM kumar danışanı, dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Kumarla 14 yaşında tanıştığını anlatan YEDAM kumar danışanı, "İnternet kafe işletmesiyle ilgilenen bir yakınım iddia bayiye gidemediği dönemlerde kuponlarını benim yatırmamı istemişti. Bir gün ben de oynayayım, dedim. 18 yaşın altında olduğum için abim dediğim yakınımın adına oynuyordum. Kumarla ilk olarak bu şekilde tanıştım ve süreç devam etti" diye konuştu.
Zamanla kontrolü kaybettiğini sözlerine ekleyen danışan, bankalardan kredi çekmeye ve nakit avans kullanmaya başladığını ifade etti. Kumar bağımlılığı nedeniyle ciddi maddi kayıplar yaşadığına değinen danışan, şunları kaydetti:
"14 yaşından 26 yaşına kadar geçen sürede yaklaşık 1 milyon TL maddi kaybım oldu. Özellikle 20'li yaşlarıma adım attığımdan sonraki 6 senelik zaman diliminde çok fazla borcum oldu."
Kazanma anındaki hormon artışının ve dopamin/serotonin hissinin bağımlılığı daha çok tetiklediğine dikkat çeken danışan, "Kazanma hissi bağımlılığı daha çok tetikliyor çünkü o an o hissi başka hiçbir şeyde bulamıyorsunuz. Bundan dolayı tekrar o hissi sıklıkla yaşamak istiyorsunuz. Kimi zaman kumar oynadıktan ve kazandıktan sonra 'Yarın oynamayacağım, kazandığım parayı başka bir şeye harcayacağım' diyordum ancak ertesi günü kendimi kumar oynarken buluyordum. Neden? Çünkü o hazzı tekrar tatmak istiyordum." diye konuştu.
Kumar bağımlılığı nedeniyle çevresine yalan söylediğini dile getiren danışan, "Kumar hayatınıza girdiğinde oynamak için her şeyi yapıyorsunuz. Yalan söylemek, arkadaşlardan borç istemek, bankalara başvurmak ve kredi çekmek… Aslında nereden paraya ulaşabilirseniz orayı zorluyorsunuz. Bundan dolayı benim de kumar nedeniyle yalan söylediğim dönemler oldu." dedi.
Ailesinin desteğiyle YEDAM'a başvurduğunu ve iki yıldır tedavi gördüğünü aktaran danışan, "YEDAM ve uzmanlarımızın desteğinden çok memnunum. Yalnızca psikolog görüşmeleriyle değil aynı zamanda atölye çalışmalarıyla da (ahşap yakma, seramik boyama, kitap okuma) pekiştirdiğimiz iki yıllık bir süreç tamamladım. YEDAM’a başvurduğum ilk yılımda daha sıkı bir program uygulandı ancak son dönemlerde 2 ayda bir olacak şekilde görüşmeler sağlıyoruz. Her şeyden çok memnunum." ifadelerini kullandı.
Bağımlılıkla mücadele edenlere çağrıda bulunan danışan, "Bence hiçbir şey için geç değil. En dipte hissedebilirler, çok kötü durumda olabilirler ama bir yerden başlamaları gerekiyor. Tedavi görmek utanılacak, ayıp bir şey değil. Her zaman bir umut var. Bundan dolayı kendilerini hiç üzmesinler, hemen başlasınlar." diyerek sözlerini tamamladı.
YEDAM'ın faaliyetleri hakkında Haber7'ye bilgi veren Sosyal Hizmet Uzmanı Merve Akbaba ise merkezin tütün, alkol, madde, kumar ve teknoloji olmak üzere beş farklı alanda ücretsiz psikososyal destek sağladığını belirtti.
Vatandaşların 115 numaralı danışma hattı üzerinden 81 ilde ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kendilerine ulaşabileceğini aktaran Akbaba, kumarın patolojik bir davranışsal bağımlılık olduğunu vurgulayarak kumarın yıkıcı etkileri hakkında bilgilendirmede bulundu.
Son 7 ayda kumar bağımlılığı başvurularında yüzde 24 artış yaşandığına işaret eden Akbaba, "Kumar gerçeği önceden uyuşturucu ve madde kadar korktuğumuz bir konu değildi. Ancak şu an aynı derecede riskli. Ne yazık ki intihar oranlarının en fazla görüldüğü bağımlılık türü de kumar bağımlılığı. Kişinin maddi kayıpları, aile birliğinin dağılması ve oluşan ruhsal hastalıklar intihar eğilimlerini veya depresyonu sıklıkla beraberinde getiriyor." değerlendirmesinde bulundu.
Tedavinin süresiz olacak şekilde devam ettiğini ve bağımlılığın kronik bir beyin hastalığı olarak kabul edildiğini belirten Akbaba, sürece ailelerin dahil edilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Akbaba, "Bağımlılık bir aile hastalığıdır ki Yeşilay'ın da böyle bir mottosu vardır ve biz bunu çok fazlasıyla destekliyoruz. Çünkü bağımlı birey süreçte yalnızca kendisini etkilemiyor. Mutlaka bu işin ya ucunda ya sonunda ya gelişme kısmında aile de bulunuyor. Dolayısıyla danışan tedaviyi reddetse dahi biz ailelere 'Siz gelin' diyoruz. Bağımlı bireye nasıl yaklaşılması ve motive edilmesi gerektiğini aileyle çalışıyoruz." diye konuştu.
Öte yandan Yeşilay tarafından hazırlanan Kumar Raporu, Türkiye'deki tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi. Raporda yer alan verilere göre, Türkiye'de 15 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 10,1'i, yani yaklaşık 6,8 milyon kişi hayatında en az bir kez kumar oynadı. Çevrim içi kumara başlama yaşının 15'e kadar düştüğü belirtilen raporda, bazı vakalarda 15 yaş altı çocukların da kumar davranışı gösterdiği tespit edildi.
Dijital platformların ve yasa dışı bahis sitelerinin 7/24 erişim imkanı sunarak kontrol kaybını artırdığına dikkat çekilen raporda, 2021-2024 yılları arasında YEDAM'a kumar bağımlılığı nedeniyle 15 bin 624 kişinin başvurduğu bildirildi. Kumarın, toplam başvuruların yüzde 28'ini oluşturarak en hızlı artış gösteren bağımlılık türü olduğu kaydedildi.
Raporda, en yüksek risk grubunun 15-24 yaş arası gençler olduğu, işsizler, düşük gelir grupları ve borçlu bireylerde kumarın daha yaygın görüldüğü ifade edildi. Bireysel düzeyde borçlanma, tefecilik döngüsü, depresyon ve intihar düşüncesine yol açan kumarın, toplumsal düzeyde ise boşanma, şiddet ve suç oranlarında artışa neden olduğu vurgulandı. Kovid-19 pandemisi sonrası evde geçirilen sürenin artmasıyla çevrim içi kumarın hızlandığı belirtilen raporda, önleyici politikalar, erken müdahale, dijital denetim ve toplumsal farkındalık çalışmalarının acil bir ihtiyaç olduğu yinelendi.